Son yıllarda birçok yeni girişim ortaya çıkıyor.
Fakat bunların büyük bölümü yalnızca fikir aşamasında kalıyor ya da kısa süre içinde unutuluyor.
Çünkü artık sadece bir sistem geliştirmek yeterli değil.
Bir girişimin hissiyatı, duruşu ve kullanıcıda bıraktığı ilk izlenim en az teknik taraf kadar önemli hale geldi.
Venture builder yaklaşımı tam olarak burada farklılaşıyor.
Amaç yalnızca çalışan bir yapı oluşturmak değil;
markalaşabilecek, kendi dili olan ve uzun vadede değer oluşturabilecek girişimler ortaya çıkarmak.
Bu yüzden süreç yalnızca yazılım geliştirmekten ibaret olmuyor.
İsmi, tasarım dili, kullanıcı deneyimi, mobil akışları, alan adı yapısı ve ürünün genel hissi baştan itibaren birlikte düşünülüyor.
Örneğin Luve geliştirilirken de temel yaklaşım buydu.
Sadece salonların randevu oluşturduğu klasik bir sistem yerine;
işletmenin kendi markasını daha profesyonel gösterebildiği, müşterinin paketleri inceleyebildiği ve daha düzenli bir deneyim yaşayabildiği bir yapı hedeflendi.
Bazen küçük görünen detaylar bile bir girişimin algısını tamamen değiştirebiliyor.
Çünkü insanlar artık yalnızca özelliklere bakmıyor.
Ürünün nasıl hissettirdiğine de dikkat ediyor.