Bir girişim geliştirirken çoğu kişi önce özellikleri düşünür.
Randevu sistemi olacak mı, paket satışı olacak mı, müşteri yönetimi nasıl çalışacak…
Aslında Luve tarafında en çok düşünülen şey bunlar değildi.
Daha çok şu soru üzerine yoğunlaşıldı:
“Bir güzellik merkezi gerçekten nasıl görünmek istiyor?”
Çünkü birçok işletme iyi hizmet vermesine rağmen dijital tarafta aynı hissi oluşturamıyor.
Müşteriler hâlâ DM üzerinden saat soruyor, paket içeriklerini tek tek öğrenmeye çalışıyor ya da işletmenin sunduğu hizmetleri düzenli şekilde göremiyor.
Bir süre sonra bu durum sadece operasyonel değil, marka algısıyla ilgili bir probleme dönüşüyor.
Luve geliştirilirken amaç yalnızca randevu oluşturan bir sistem yapmak değildi.
İşletmenin kendi müşterisine daha düzenli, daha sade ve daha profesyonel bir deneyim sunabilmesini hedefleyen bir yapı oluşturulmaya çalışıldı.
Bu yüzden birçok detay teknik taraftan önce deneyim tarafında şekillendi.
Örneğin mobil kullanım özellikle ön planda tutuldu.
Çünkü müşterilerin büyük bölümü işletmeyle ilk teması telefondan kuruyor.
Renk kullanımı, ekran geçişleri, boşluklar, buton yerleşimleri…
Hepsi sakin ve premium bir hissiyat oluşturacak şekilde ilerledi.
Bazı ekranlar özellikle daha sade bırakıldı.
Çünkü bazen iyi bir deneyim, daha fazla şey göstermek değil; kullanıcıyı yormamaktan geçiyor.
Zamanla fark edilen şey ise şuydu:
İnsanlar artık yalnızca çalışan sistemler istemiyor.
Kendi markalarını daha güçlü hissettiren yapılar arıyorlar.
Belki de bu yüzden günümüzde birçok girişim teknik özelliklerinden önce bıraktığı hissiyatla hatırlanıyor.